Mezun Yılına Girerken Dört Karar: YKS'ye Yeniden Hazırlananlar İçin Fermat Programı
- Rehberlik Birimi

- 10 Ağu
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 16 Ağu
Yerleştirme sonuçlarının açıklandığı haftalar, her yıl binlerce genç için yeni bir sıfatın başladığı haftalardır: mezun. Kimisi sıralamasını hedefinin altında bulmuştur, kimisi istemediği bir bölüme yerleşmektense bir yıl daha çalışmayı seçmiştir, kimisi ilk yılında aradığı düzeni hiç kuramamıştır. Sebep ne olursa olsun hepsi aynı masaya oturur ve aynı soruyu sorar: önümdeki yıl nasıl geçecek?
Bu yazıyı o masada oturanlar için yazdık — mezun öğrenci ve ailesi için. Baştan söyleyelim: size bir hizmet listesi saymayacağız. Çünkü yıllardır görüşme masamıza oturan yüzlerce mezundan öğrendiğimiz şey şu: mezun yılının kaderini hangi hizmetin satın alındığı değil, yılın başında verilen birkaç yapısal kararın doğruluğu belirliyor. Bu yazıda o kararları dört başlıkta tek tek açacağız ve her birinde kendi programımızın verdiği cevabı, öğrenme bilimi literatürüne dayanarak göstereceğiz.

Birinci karar: günü kim taşıyacak?
Mezunun elindeki en büyük sermaye takvimidir. Okul yükümlülüğü kalktığı için günün tamamı artık sınava aittir — lise öğrencisinin hiçbir zaman sahip olamadığı, sabahından akşamına kesintisiz bir akademik mesai. Türkiye'deki sınav hazırlığı koşullarında bundan daha geniş bir çalışma alanı yoktur.
Aynı serbestlik, mezun yılının en iyi bilinen tuzağıdır. Okul — sevilsin ya da sevilmesin — günü ayakta tutan bir dış iskeletti: kalkış saati, zil, yoklama, sıra arkadaşı. İskelet kalkınca bütün yük öğrencinin kendi kendini yönetme kapasitesine biner. Barry Zimmerman'ın öz-düzenleme üzerine araştırma programının temel bulgusu ise açıktır: kendi öğrenmesini yönetmek kendiliğinden gelişen bir yetenek değil, dışarıdan kurulan yapı ve düzenli geri bildirimle inşa edilen bir beceridir. Mezun yılının ilk sorusu bu yüzden "hangi kaynağı çözeceğim?" değil, "günümü hangi yapı taşıyacak?" olmalıdır.
İkinci karar: parçalar mı, bütün mü?
Bu soruya piyasanın verdiği cevaplar tanıdıktır: haftada birkaç saat özel ders, uzaktan bir koçluk hizmeti, bir deneme aboneliği, sosyal medyada anlatılan bir çalışma yöntemi. Hemen kaydedelim: bu araçların hiçbiri kötü değildir — birebir ders de koçluk da düzenli deneme de bizim programımızın içinde vardır. Sorgulanması gereken şey araçlar değil, aralarındaki boşluktur.
Şöyle düşünün: özel ders öğretmeniniz yetkin olsun, koçunuz ilgili olsun, denemeleriniz düzenli gelsin. Öğretmen, geçen haftaki denemede hangi kazanımlardan kaç soru kaçırdığınızı bilmiyorsa; koç, öğretmenin gözlemini hiç duymuyorsa; deneme sonuçlarınız bir dosyada birikip kimsenin kararına dönüşmüyorsa — ortada üç ayrı hizmet vardır ama bir sistem yoktur. Haftanın planını kimin, hangi veriye bakarak yazdığı ve plan tutmadığında bunu kimin fark edeceği soruları cevapsızdır. John Hattie'nin dev araştırma sentezinin merkezindeki bulgu, öğrenmeyi büyüten en güçlü kaldıracın geri bildirim döngüsü olduğudur — ölçüm, yorum, plan, uygulama, yeniden ölçüm. Parçalı düzende bu döngünün halkaları ayrı ellerde durur ve zincir hiç kapanmaz. Kısacası: iyi parçalardan kendiliğinden iyi bir program çıkmaz.
Sahada gördüğümüz: ikinci mezun yılı hikâyeleri
Bir gerçeği saygıyla teslim ederek başlayalım: mezunların önemli bir bölümü büyük eğitim yapılarından yorulmuş durumda. Kalabalık sınıflarda görülmeden geçen yıllar, "sistem" kelimesine karşı haklı bir mesafe doğuruyor; öğrenci de kontrolü kendine almak isteyip küçük, kişisel görünen çözümlere yöneliyor. Bu niyeti anlıyoruz ve küçümsemiyoruz — görülmek istemek meşru bir taleptir.
Ama aynı masada, bu tercihin sonuçlarını da dinliyoruz. Kayıt görüşmelerimizde son yıllarda giderek büyüyen bir profil var: ikinci kez mezun kalan öğrenci. Anlatılan hikâye çoğu kez aynı iskelete oturuyor: ilk mezun yılı evde, sosyal medyadan derlenen yöntemlerle ve uzaktan bir eşlikle geçmiş; düzen birkaç haftada gevşemiş; düzenli ölçüm olmadığı için gevşeme aylar sonra fark edilmiş; yıl sonunda tablo değişmemiş. İkinci yılında kuruma gelen öğrenci doğru kararı vermiştir — ama bir yıl geride kalmıştır. Bu tablo kişisel bir başarısızlık değil, öngörülebilir bir sonuçtur: Dunlosky ve arkadaşlarının kapsamlı incelemesi, öğrencilerin kendi başlarına seçtiği en yaygın çalışma tekniklerinin aynı zamanda en verimsizleri olduğunu göstermiştir; Albert Bandura'nın öz-yeterlik kuramı ise başarısız geçen bir yılın asıl maliyetini açıklar — kaybedilen konu değil, "yapabilirim" inancıdır. İkinci yılda onarılması en uzun süren şey de odur.
Fermat'ta mezun olmak: haftanın çatısı
Şimdi kendi cevabımıza gelelim ve soyut konuşmayalım; haftayı saat saat açalım. Pazartesiden perşembeye dersler sabah 09.00'da başlar ve 14.00'e kadar sürer. Bu dört gün, sınavın soru sorduğu bütün alanların tam mesaiyle işlendiği omurgadır — ve mezun öğrenci bu derslere lise öğrencisinin aksine dinlenmiş bir zihinle, günün en verimli saatlerinde girer.
Programın en az konuşulan ama belki en değerli dilimi öğleden sonradır. 14.00-17.00 arasında lise öğrencileri henüz okuldan çıkmamıştır; bu saatlerde kurumun bütün kapasitesi — derslikler, etüt alanları ve zümre başkanları dahil branş öğretmenlerinin tamamı — mezun grubuna çalışır. Bu dilimin içeriği önceden yazılmış bir program değil, o haftanın ihtiyacıdır: kimi öğrenci branş öğretmeniyle birebir oturur, kimi soru çözüm masasına geçer, kimi eksik kalan konuyu yeniden dinler, kimi rehber öğretmeniyle görüşür. Benjamin Bloom'un 1984 tarihli ünlü karşılaştırması, birebir öğretim alan öğrencilerin sınıf ortalamasının çok üzerine çıkabildiğini göstereli kırk yılı geçti; bizim öğleden sonra dilimimiz o bulguyu her hafta yeniden yaşatan saatlerdir. Bir öğrenciye düşen öğretmen zamanı, yılın büyük bölümünde en yüksek değerine tam bu saatlerde çıkar.
Saat beş, kurum için kapanış değil vardiya değişimidir. Akşam 22.00'ye kadar bina bir kütüphane gibi çalışır: öğrenci evdeki dikkat dağıtıcılardan uzak, sessiz ve gözetimli bir alanda kendi tekrarını yapar; bir soruda takıldığında başvuracağı öğretmen başka bir yerde değil, aynı koridordadır. Cumartesi ve pazar da kapı açıktır; etüt, birebir çalışma ve soru çözümü hafta sonuna taşar. Bunun öğrenciye anlamı basittir: haftanın yedi günü, sabahtan geceye, tek bir çatı altında geçen ve içinde ne yol ne "bugün çalışsam mı" teredddüdü olan bir düzen.
Cuma: Türkiye ölçeğinde ölçüm
Cuma günü programın ders günü değil, ölçüm günüdür: mezun grubu her cuma Türkiye çapında uygulanan bir denemeye girer. Bu denemelerin farkı ölçektir. Sonuçlar, ülke genelinde aynı sınava giren çok büyük bir öğrenci havuzunda — kimi haftalarda seksen bini, yüz bini bulan katılımla — değerlendirilir. Bunun anlamı şudur: öğrencinin eline geçen sıralama, sınıf arkadaşlarına göre değil, haziranda karşısına çıkacak gerçek rakiplerine göre yeridir ve bu fotoğraf her hafta yeniden çekilir.
Sıklığın arkasında da moda değil, literatür vardır. Roediger ve Karpicke'nin deneyleri, sınav koşullarında test edilmenin yalnızca ölçmediğini, bilgiyi geri çağırma yoluyla kalıcılaştırdığını gösterdi; Cepeda ve arkadaşlarının sentezi ise aralıklı ve düzenli çalışmanın tek seferlik yoğun çalışmaya üstünlüğünü ortaya koydu. Haftalık Türkiye geneli deneme, bu iki bulguyu takvime bağlar. Ve sonuç dosyada kalmaz: cuma verisi hafta sonu işlenir, pazartesi sabahı öğrencinin koçluk görüşmesinin masasındadır — hangi kazanım koptu, öğleden sonra diliminde hangi birebir kurulacak, yeni haftanın planı neye göre yazılacak. Eksik konu yıl sonunda değil, ortaya çıktığı hafta yakalanır.
Üçüncü karar: emeğin muhasebesi
Karar masasında er geç maliyet konuşulur ve biz bu konuşmayı bir karşılaştırmayla açmayı tercih ederiz. Bir mezunun sezon boyunca aldığı hizmetin envanterini düşünün: haftada dört gün tam gün sınıf dersi; her öğleden sonra branş öğretmenleriyle — zümre başkanları dahil — birebir, soru çözümü ve etüt; her cuma Türkiye ölçeğinde deneme ve analizi; her hafta koçluk görüşmesi; hafta sonları açık kapı; her akşam gözetimli çalışma alanı. Şimdi bu envanterden yalnız birebir ve küçük grup saatlerini ayırın ve aynı saatleri dışarıdan, saat ücretiyle özel ders olarak aldığınızı hayal edin. Hesabı sizin yapmanızı istiyoruz; sonucun bir yılda milyonlarla anılan bir büyüklüğe vardığını görmek uzun sürmez. Önemli olan rakam değil, şu tespittir: bu hacmi parça parça toplamak ne ekonomik olarak makul ne de organizasyon olarak mümkündür.
Yine de karşılaştırmanın asıl dersi para değildir. Anders Ericsson'un amaçlı pratik çerçevesine göre gelişmeyi üreten şey saat sayısı değil, o saatlerin hedeflenmiş ve geri bildirimli olmasıdır. Dışarıdan tek tek toplanan yüzlerce ders saati, onları yönlendiren bir mekanizma olmadığı için yalnızca hacimdir. Aynı saatler, hangi öğrenciye ve hangi konuya gideceği haftalık ölçümle belirlenen bir düzen içinde amaçlı pratiğe dönüşür. Bütünlüklü programın ekonomisini tek cümleyle özetlersek: doğru yere yönlendirilmiş bir saat, başıboş birkaç saatin işini görür.
Dördüncü karar: yılı yalnız mı geçireceksiniz?
Son karar, ölçülmesi en zor ama yaşanması en belirleyici olanıdır. Mezun yılı yalnız bir yıldır: sınıf arkadaşları üniversitelere dağılmış, çevre "hâlâ mı çalışıyorsun?" diye bakmakta, okulun sağladığı bütün dış motivasyon kaynakları kapanmıştır. Deci ve Ryan'ın öz-belirleme kuramı, kalıcı çabanın üç psikolojik ihtiyaçla beslendiğini söyler: özerklik, yetkinlik ve ilişkililik. Evde tek başına geçirilen bir yıl bu üç ihtiyacın üçünü de karşılamaz. Bütünlüklü program ise her birine ayrı ayrı cevap verir: hedefler ve haftalık plan öğrenciyle birlikte belirlendiği için özerklik zedelenmez; ilerleme her cuma ölçülüp görünür kılındığı için yetkinlik hissi tahminle değil veriyle beslenir; öğrenci adıyla tanındığı, aynı hedefe koşan bir grubun ve onu izleyen bir kadronun parçası olduğu için ilişkililik ihtiyacı karşılanır. Bunun adını biz şöyle koyuyoruz: mücadele yoldaşlığı — mezun programından kastımız bir ders saati toplamı değil, on ay boyunca aynı hedefe omuz omuza yürünen bir yol arkadaşlığıdır.
Bütün bunları birbirine bağlayan şey: takip
Dikkatli okur fark etmiştir: dört kararın dördünde de aynı iskelet var — ölçen, gören ve haftalık plana çeviren bir takip düzeni. Bu düzenin nasıl çalıştığını — haftalık birebir koçluk görüşmesini, kurumsal planlama ajandasını ve öğrenciyi ders dışı saatlerde de dinleyen yapay zekâ altyapımız FermatAI'yi — eğitim modelimizi anlattığımız yazıda ayrıntısıyla ele almıştık; mezun programına özel derinleşmeyi merak edenler için araştırma sitemizdeki mezun yazısı de açıktır. Buradaki özet şudur: mezun için cuma günkü deneme, öğleden sonraki birebir, gece yarısı sorulan bir soru ve pazartesi sabahı yapılan görüşme birbirinden kopuk olaylar değildir; hepsi tek bir öğrencinin tek bir haftalık planına beslenir. Temas insandan, görüş alanı sistemden gelir.
Sonuç: doğru soruyu sormak
Mezun yılının başındaki karar çoğu zaman yanlış soruyla veriliyor: "hangi hizmeti satın alayım?" Oysa sorulması gereken başkadır: önümüzdeki on ay boyunca haftamı kim planlayacak, o planı hangi veriye dayanarak yazacak ve plan bozulduğunda bunu ilk kim görecek? Bu üç soruya cevabı olan her düzen öğrenciyi taşır; cevabı olmayan düzen ise, parçaları tek tek ne kadar parlak olursa olsun, sonucu şansa bırakır. Biz kendi cevabımızı bu yazıda haftanın her dilimiyle gösterdik.
İster ilk mezun yılınıza giriyor olun ister ikincisine, başlangıç düzeyiniz ne olursa olsun en doğru adım programı yerinde görmektir. Tanışma görüşmesinde binayı ve haftalık düzeni gezdirir, geçmiş sınav sonuçlarınız üzerinden yılınızın ilk taslak haritasını birlikte çizeriz. Sonrasında karar tamamen sizindir; bizim üstlendiğimiz şey, o kararın parçalı bir çözüm ile bütünlüklü bir program arasındaki fark bilinerek verilmesidir. Randevu için: 0546 260 54 46.
Başlıca kaynaklar
Bloom, B. S. (1984). The 2 Sigma Problem. Educational Researcher, 13(6). · Ericsson, K. A., Krampe, R. T. & Tesch-Römer, C. (1993). The Role of Deliberate Practice in the Acquisition of Expert Performance. Psychological Review, 100(3). · Dunlosky, J. vd. (2013). Improving Students' Learning With Effective Learning Techniques. Psychological Science in the Public Interest, 14(1). · Roediger, H. L. & Karpicke, J. D. (2006). Test-Enhanced Learning. Psychological Science, 17(3). · Zimmerman, B. J. (2002). Becoming a Self-Regulated Learner. Theory Into Practice, 41(2). · Deci, E. L. & Ryan, R. M. (2000). The "What" and "Why" of Goal Pursuits. Psychological Inquiry, 11(4). · Bandura, A. (1997). Self-Efficacy: The Exercise of Control. Freeman. · Cepeda, N. J. vd. (2006). Distributed Practice in Verbal Recall Tasks. Psychological Bulletin, 132(3).
Sık sorulan sorular
Fermat mezun programı kimler için uygun?
YKS'ye yeniden hazırlanmaya karar vermiş her mezun için: ilk mezun yılına girenler, ikinci kez deneyecekler, sıralamasını yeterli bulmayıp hedef yükseltenler. Program başlangıç düzeyi varsaymaz; ilk haftalarda öğrencinin gerçek tablosu deneme ve görüşme verisiyle çıkarılır, plan o tabloya göre kurulur.
Mezun grubunda bir hafta nasıl geçiyor?
Pazartesi-perşembe 09.00-14.00 sınıf dersleri; 14.00-17.00 arası kadronun mezunlara ayrıldığı birebir, soru çözüm ve etüt dilimi; akşam 22.00'ye kadar denetimli çalışma; cuma Türkiye geneli deneme; cumartesi-pazar kurum açık. Kurum haftanın yedi günü öğrencinindir.
İlk mezun yılım evde geçti ve olmadı; ikinci yıl için geç mi kaldım?
Hayır — ve yalnız değilsiniz; görüşmelerimizde bu hikâyeyle gelen öğrencilerin sayısı son yıllarda belirgin biçimde arttı. İkinci yılın farkı daha çok çalışmak değil, aynı emeği ölçen ve yönlendiren bir yapının içinde çalışmaktır. Geçen yılın verisi de boşa gitmez: planınız tam olarak oradan, gerçek tablonuzdan başlar.
Programın yanında ayrıca özel ders almam gerekir mi?
Hayır. Birebir çalışma programın dışında satın alınan bir ek değil, içindeki bir dilimdir: kimin hangi konuda birebire ihtiyacı olduğu deneme ve takip verisinden belirlenir, ders o ihtiyaca göre kurulur.
Nasıl başlıyoruz?
Yüz yüze bir tanışma görüşmesiyle: geçmiş sınav veriniz ve hedefiniz üzerinden mezun yılınızın kaba haritasını birlikte çıkarır, programı yerinde gezdiririz. Randevu için: 0546 260 54 46.



Yorumlar